Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, “Ailelerimiz, mutlaka çocuklarını Türk edebiyatına teşvik etmeliler. Çocuklarını güvenebilecekleri kahramanlara emanet etmeliler. Çünkü küreselleşmenin ne yazık ki kültürleri tek potada eritme gibi bir yan tesiri var. Yabancı kitapların satır aralarında çocuklarımızı hangi değerlerin, kodların, referansların beklediğini tam olarak bilmiyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Rami Kütüphanesi’nde düzenlenen “1. Rami Çocuk ve Sanat Bienali”nin açılışına katıldı. “Resimli Çocuk Kitapları” teması ve “Renkliyse Gerçektir” mottosu ile 25 Nisan – 15 Haziran tarihleri arasında ziyaretçilerini ağırlayacak olan bienalin açılışında konuşan Emine Erdoğan, Rami Kütüphanesi gibi tarihi bir mekanda düzenlenen bienali organize ettiği için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına, paydaşlarına ve emeği geçenlere teşekkür etti. Emine Erdoğan, bir toplumun ufkunu genişleten faktörün birlikte hayal edebilme yeteneği olduğunu belirterek, hayal gücünün medeniyet gücü anlamına geldiğine vurgu yaptı.
“Çocuk zihni, birbirinden harika hayal mahsullerinin yetiştiği bir bahçeye benzer”
Gökyüzünde ilerleyen uçaklar, dünyayı birbirine bağlayan internet ve uzayın derinliklerine yapılan seyahatlerin bir hayal tohumunun filiz vermesiyle mümkün olduğunu dile getiren Erdoğan, “Uçaktan önce uçmanın, internetten önce görünmez ağların, uzay mekiklerinden önce atmosferin dışına çıkmanın hayali vardır. Bu bağlamda, insanlık tarihine yön vermiş keşiflere baktığımızda, bizi esas hayrete düşürmesi gereken şey, bir insanın bunları hayal edebilme kapasitesi olmasıdır. Buradan çıkarılacak mesaj aslında çok açık; hayal etme yeteneği, çocuklukta kazanıldığıdır. Çocuk zihni, birbirinden harika hayal mahsullerinin yetiştiği bir bahçeye benzer. İşte bu yüzden, bizim vazifemiz, bu bahçenin toprağını zenginleştirmektir. Çünkü biliyoruz ki, hayalin olmadığı yerde, sonu tükenişe varan bir tekrar başlar. Oysa hayal gücü beslendikçe, ortaya yeni ihtimaller, yeni dünyalar, yeni gerçeklikler çıkar. Bu yüzden çocukları, edebi değeri olan, onların potansiyelini harekete geçirecek, zihinsel sıçramalar yaptıracak, nitelikli kitaplarla tanıştırmalıyız. Çünkü edebiyat, hayatı seyrettiğimiz bir penceredir” dedi.
“Çocuğa verilen her kitap, ona kimlik kazandırır”
Emine Erdoğan, çocukların hayatla ilgili ilk izlenimlerini okudukları kitapla oluşturduklarını belirterek, “Edebi niteliği yüksek bir kitap, çocuğu sadece eğlendirmez, onu hayata da hazırlar. Çocuk okuyarak, ana dilini yetkin kullanmayı öğrenir. Kelime dağarcığı genişledikçe, ifade gücü kuvvetlenir. Soyut düşünme ve akıl yürütme gibi beceriler kazanır. Bu çerçevede resimli kitaplar, çocuğu edebiyatla, sanatla, ilk kez tanıştıran çok önemli enstrümanlardır. Siz, çocuğa resimlerin altındaki metni okurken çocuk, sayfalardaki resimlerden kendine duru bir vicdan inşa edecek doneler toplar. Mesela, tekerlekli sandalyesini ittiği arkadaşıyla kahkaha atan çocukların dostluğunun resmedildiği bir sayfada, sevginin farklılıkları sildiği görür. Bir sofraya birlikte oturmuş dede, nine, anne, baba ve kardeşlerin yüzlerindeki tebessümlerden, aile olmanın huzurunu hisseder. Yerde yatan yaralı bir kediye doğru eğilen çocuğun bakışındaki hüzün, hayvanların acılarına empati geliştirmesini sağlar. Böylelikle, hayatta yolunu bulabileceği manevi haritaları olur. Duygusal zekası gelişmiş, toplumsal duyarlılığı sağlam, vicdan pusulasıyla yol alan bir insan olarak büyür. Çocuğa verilen her kitap, ona kimlik kazandırır. Çünkü kitaptaki kahraman yeri gelir çocuğun en iyi arkadaşı, rol modeli, öğretmeni olur” şeklinde konuştu.
“Ailelerimiz, mutlaka çocuklarını Türk edebiyatına teşvik etmeliler”
Çocukların bu kitap kahramanlarıyla, hiç bilmedikleri coğrafyalara seyahat ettiklerini, ağaçların, kuşların dile gelip konuştuğu ormanlardan geçip, maceradan maceraya atıldıklarını kaydeden Erdoğan, “Bugün birçok çocuğumuz bu maceralara maalesef çeviri kitaplarla atılıyor. Haliyle başka bir kültürün insana bakışı, yaşam tarzı ve değerleriyle kodlanıyorlar. Ben en başta bir anne, bir anneanne ve bir babaanne olarak, bilhassa çocuk kitaplarının kendi kültür dünyamızın ürünleri olması gerektiği kanaatindeyim. Şu bir gerçek ki, taşıma suyla değirmen dönmez. Bizim her biri evrensel bir simge olan kendi kahramanlarımız var. Ama onları yeteri kadar kitap sayfalarında, çizgi filmlerde, bilgisayar oyunlarında ya da dijital dünyada göremiyoruz. Katip Çelebi’den Piri Reis’e, Mevlana’dan Itri’ye, arkalarında büyük insanlık mirasları bırakmış nice eşsiz şahsiyet, modern bir anlatıyla yeniden dünya sahnesine çıkmayı bekliyor. Evlatlarımız yarım yamalak bir Türkçe konuşan çeviri bir karakterle değil, Dede Korkut’la bağ kurabilmeli. Nasreddin Hoca’nın pratik zekasından, nüktelerinden hikmet dersleri alabilmeli. Adaleti Battal Gazi’den, bilgeliği Mevlana’dan, keşfetmeyi Evliya Çelebi’den öğrenmeli. Bu gayrette olan edebiyatçılarımız, sözlü kültür mirasımızı, ’çocuğa göre’ ilkesiyle yeniden yorumlayıp yazıyor, ortaya harika eserler çıkarıyorlar. Onlara gerçekten bir gönül borcumuz var. Çünkü tüm o masallar, destanlar, öyküler, asırlardır bu coğrafyada kurulmuş hayallerin ve görülen düşlerin hafızasıdır. Fakat bu noktada bizlere de önemli ödevler düşüyor. Ailelerimiz, mutlaka çocuklarını Türk edebiyatına teşvik etmeliler. Çocuklarını güvenebilecekleri kahramanlara emanet etmeliler. Çünkü küreselleşmenin ne yazık ki kültürleri tek potada eritme gibi bir yan tesiri var. Yabancı kitapların satır aralarında çocuklarımızı hangi değerlerin, kodların, referansların beklediğini tam olarak bilmiyoruz. Unutmayalım ki kendi hikayesini çocuklarına anlatamayan toplumlar, başkalarının hikayelerinde kaybolur. Ve bir medeniyet çocuklarına kendi kahramanlarını sunabildiği ölçüde varlığını sürdürebilir” dedi.
“Savaşların bittiği, adaletin herkesin payına düştüğü, evrensel değerlerin herkes için geçerli olduğu barış dolu bir dünya da bunu hayal edebilenlerle kurulabilir”
Erdoğan, bugünün çocuklarının dünyaya ekranlar aracılığıyla bakmasını, günde 8 saati aşan ekran süresinin, çocuklara zararlar verdiğini, gelişimsel gecikmelere yol açtığını, belirterek, “Tabii bununla beraber, siber zorbalık, şiddet içerikleri, nefret söylemleri, sapkın ideolojiler ve çevrimiçi istismar gibi türlü türlü risklerle de karşılaşıyorlar. Biliyor musunuz, bu son derece karmaşık sorun yumağı, aslında çok masum görünen bir adımla başlıyor. Oyalanması ya da uslu durması için çocuğun eline tutuşturulan telefon, onunla ekranlar arasında kopmaz bağlar kuruyor. Halbuki çocuklara ekranlar yerine resimli kitaplar versek, çocukluk denilen anavatanı bu dijital istilaya karşı pekala koruyabiliriz. Onlara kitaplar aracılığıyla zengin bir anlam dünyası kurabiliriz. Kitapla haşır neşir anne babaları, abi ablaları gören çocuklar da ister istemez benzer bir temayül geliştirir. Aile içinde okuma saati etkinlikleri yapmanın hem aile bireyleri arasındaki iletişimi güçlendirmede, hem de zamana ve hayata anlam katmada çok etkili olduğunu düşünüyorum. Bugün çok şükür ülkemizde, Millet Kütüphanesi gibi, içinde bulunduğumuz Rami Kütüphanesi gibi, birbirinden güzel, zengin koleksiyonlara sahip kütüphanelerimiz var. Ailece kütüphanelere gitmek, çocuklara kütüphane görgüsü kazandırmak, kitabın kokusuyla, sayfalara dokunmanın bıraktığı hisle dopdolu anılar hediye etmek bizlerin elinde. Lütfen, bu çabayı gösterelim. Çocuklarımızı kitapların büyülü dünyasından mahrum etmeyelim. Unutmayalım ki hayal tohumlarından sadece bilimsel keşifler çıkmaz. Savaşların bittiği, adaletin herkesin payına düştüğü, evrensel değerlerin herkes için geçerli olduğu barış dolu bir dünya da bunu hayal edebilenlerle kurulabilir. O halde, çocukları tertemiz hayaller kurabilecekleri, erdemlerle dolu bizden hikayeler ve bizden kahramanlarla tanıştıralım” diye konuştu.
Konuşmanın ardından Bakan Göktaş, günün anısına Emine Erdoğan’a diorama sanatıyla hazırlanmış bir eser hediye etti. Tören, aile fotoğrafı çekimi ve kurdele kesimiyle sona erdi.
